Featured

First blog post

This is the post excerpt.

Advertisements

This is your very first post. Click the Edit link to modify or delete it, or start a new post. If you like, use this post to tell readers why you started this blog and what you plan to do with it.

post

BİR DAĞIN TANITIMI

“Dağ dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” derler ya, bazı dağlar haberi olmamaya yeminli azizim.
Ben başı pare pare dumanlı dağım, öyle her küseni, her darılanı görürsem işim var!
Koca dağın hükmü, küsenlerinin gönlünde bağ kadar kalmışsa, o da onların sorunu olarak kalır.
Dağa nice yılan, nice çiyan, nice akrep küsmüşlerdi de dağ oralı dahi olmadı.
Ben küstüm diye yaygara edenler!
Küstüm şarkıları söyleyenler!
Küsmelere adeta klip çekenler!
“Şöyle ağız tadıyla bir ben küsemedim arkadaş”!
diyen şu allame Ayser gibisi de var hani:)))
Koskoca dağın her şeyden haberi olması mı gerekir?
Küsen, küslüğünü sürdürüyorsa, küsmekte inat ediyorsa, atın dağdan aşağı gitsin.
Önceden atılanlar vardı, dağın altında birikmiş bekliyorlar.
“Ey dağ diyorlar;
Sen; kucaklayıcısındır!
Sen; merhametlisindir!
Dağ dolduruşlara gelmez diyorlar!
Aslında dağ, karlı yamaçlarından, sislerden, bulutlardan başını kaldırıp görmek istediği her ne varsa yine görmeye devam ediyor.
Dağ heybettir!
Dağ azamettir!
Dağ güvendir!
Dağ sığınaktır!
Dağ barınaktır!
Dağ en güvenli limandır!
Dağ, vefayı unutan değil, başlı başına vefa kesilendir!
Dağ, mazeret üreten değildir!
Dağ, şikayet eden de değildir!
Dağ çekiştirme yeri hiç değildir.
Dağ yüce gönüllüdür.
O dağda ne kadar canlı varsa, kendine yer bulur.
Dağ buz gibi serin suların aktığı ihtiyaç duyanın içini ve ruhunu serinlettiği bir sevgi pınarıdır.
Dağda herkese yer vardır, tırmanmasını bilene.
Dağ; senin dağın, benim dağım, onun dağı, bunun dağı, şunun dağı tabirlerine uymaz, bağdaşmaz o tür tabirler bu dağla!
Şucu-bucu, ondan-bundan gibi yaklaşımlar da dağın hassasiyetlerine terstir azizim.
Yüreklerde dağ kadar olan sevgiler, bağlılıklar, gereksiz triplerle bağ kadar kalıyorsa, dağa da yazık derler, sevgiye de.
Bir Dağın Tanıtımı!
Ayser ÖZBAKIR
 

UFAK ATSANIZ DA CİVCİVLER YESEYDİ

 
Trabzon’da vatandaşlar seçtiği ve meclise gönderdiği Milletvekillerini ne tanıyor ne de birçoğunun ismini biliyor.
 
Sorulduğunda “bizim derdimiz geçimdir” bize ne siyasetçilerden, Milletvekillerinden, herkes kendini ve ailesini düşünüyor.
Kimse vatandaşı düşünmüyor” şeklinde cevap verirler.
 
“Biz ne Kaymakam ne Belediye Başkanı ne de oy kullanıp meçlise oturttuğumuz insanları tanırız. Hiç birinin de umurunda değiliz, onlar da bizim umurumuzda değiller”.
 
Ama; aslolan tüm seçilmiş ve atanmışların vatandaşın refahı ve huzuru için yaptığı pardon (yapmadığı) çalışmadır.
 
Demekki Kaymakamlarımız, Belediye Başkanlarımız bir şeyler yapmıyor ki bizler de isimlerini duymuyor, yüzlerini görmüyoruz. “Lazım da değiller bize” derler.
 
Vatandaş masabaşı halktan uzak ne bir Milletvekili, ne Belediye Başkanı ne de Kaymakam istemiyor.
 
Kaç vekiliniz var mecliste sorduğumda ise, “vekillerin yüzlerini görmedik, bir iş yaptıklarını da duymadıktan sonra isimlerinden bize ne” derler.
 
Ankara’dan Parti Genel Başkanları tarafından önümüze konulan Milletvekili adaylarını seçip Meclise göndermeyle vatandaşlık vazifemizi yaptık ve bizimle işleri bitti.
 
Ancak aradan geçen süre zarfında ne bir icraat ne de verilen sözler tutuldu.
 
 
Milletvekillerini en etkileyen yönü statü.
 
Milletvekili o ilin protokolüne dahil oluyor.
Bakan olma, Meclis veya grup yönetimine girme şansını yakalarsa bu görevler ona kırmızı plakayla dönüyor.
 
Kırmızı ışıkta geçme dahil, bir çok imtiyazları artıyor. Sıradan vatandaş sıfatı yerini (önemli kişi) liğe bırakıyor. Milletvekiliğinin bir meslek değil de, görev olduğunu bilmiyorlar mı ne?.
 
Özellikle iktidar milletvekilleri “ben her şeyi yapabilirim” psikolojisiyle geliyorlar, ama öyle olmadığını onlar da görüyor halk da görüyor. Buna rağmen, ufak atsaydınız da civcivler yeseydi be kardeşlerim…
 
Ayser ÖZBAKIR

KIZIM EZGİ

Sana geleceğim ân yollarımı kesenleri ben Allah’a havale ettim, sen hesap sor sana ait olanı çalanlardan.

Yârim, yârenim Ezgi’m. Gözlerinde yittiğim dertdaşım. Sevgisi kalbimde yavrularıyla daha da büyüyenim.

Biliyorum ve biliyorsun susa susa hemde asaletli kızım. 

İtirafa geç kaldığımı hakkın olanları fazlasıyla birilerine boşu boşuna verdiğimi.

Senin bana ne anlama geldiğini anlatmama dahi izin verilmediğini  geç anladığımı.

Birilerinin doyumsuz, nankör nefsini doyurayım derken, sukûtunu bozmayan seni hep sonraya bırakmış gibi gözüksem de, senindi en özel yanım.

Bak işte; Ölene kadar beraberiz her alanda yavrum.

Sen annelik duygularını en zirvede yaşayanımsın.

Müsvettelerin asla anlayamayacağı kadar anlarsın beni.

Sildim önünde canlandığın gözlerimin çisesini. Bir daha nemlenirse gözlerim bil ki birilerine Âhımdır…

Annen Ayser

HAKLARINIZI HELÂL EDİN

Yanılgılar içinde en sevdiklerim yada sevildiğimi sandıklarım! 
sevgi yüklü yüreğim uğruna hayatlarına sığıntı bile olamadıklarım!
hayatlarınızdan çıkıp gidiyorum, belkide hiç giremediğim 
hayatlarınızdan!

Haklarınızı helâl edin. 
Hiç sevilmediğiniz biçimde, belki de hiç tatını bilmediğiniz bir lezzet, 
bir çeşni idi sevgim sizlere sunduğum, bu uğurda ölüm hariç 
dünyaya meydan okurcasına sevdim ben; 
belki barışık, kim bilir hiç aşina 
olmadığınız bu sevgim sizi ürpertti, 
helâl edin haklarınızı… 

Hayır hayır yazmıyor adeta dizlerinizin dibine kapanmış
gözlerinizin en derinlerine baka baka, belki de yorgun lisanımla
ifade etmeye çalışıyorum, eksik sunumlarımdan ötürü
beni bağışlamanızı dileyerek,
haklarınızı helâl edin…

Sizleri düşündürdüğümü sandığım anlarda yanılmışım.
belkide hiç düşündürememişim.
Şimdi benim düşüncelerim örümcek ağı gibi olmuşken,
vesvesem alabora, gidiyoruz kalan onurum ve ben,
yalnız insanlara sığınak dingin bir limana doğru,
helâl edin haklarınızı…

Yo! merak etmeyin, zaten hiç etmemiştiniz ki!
çok kararlı, ısrarlı bir ses yüreğim kadar duayen olduğumu fısıldarken
kulaklarıma, tutuyor ellerimden ve gidiyorum.
İstemem sizde kalsın
yorup perişan ettiğiniz duayen yüreğim,
haklarınızı helâl edin lütfen…

Ayser ÖZBAKIR

BEN EZELDEN BERİ KÖY KIZIYIM


Özüm de var çöle, çamura bulanmak, tozu toprağı yutmak, yeşili, maviyi ve sarıyı kucaklamak.

Şehir hayatı ne giyim kuşamımı, ne konuşmamı,lisanımı değiştiremedi köylü inadım yüzünden. 

Ben Allah’ına kadar köylü kızıydım ve hep köylü kalacağım kirli İstanbul’a inat. Ve sürekli yaşamadığım bu köyüm şu küçük yüreğimin bir köşesine sığınarak gelecek gittiğim yere…

Her ne kadar aş, iş, eş durumuna göre başka yerlere göç edilse de,  köyünün adını duydukça yüreği bir serçe kuşunun heyecanı gibi atmaya başlıyor insanın dostlar.

Ahmet Kutsi Tecer Üstadımız bir şiirinde sanki bunu içinde hissederek o kadar güzel anlatıyor ki…

“Orda bir köy var, uzakta

O köy bizim köyümüzdür.

Gezmesek de, tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür…”

 Ayser ÖZBAKIR

SEVDİM İŞTE!

Ben seni sevdim mi bilemiyorsun
Ama okşamayı saçlarını ellerimle
Bir bahar gününde sana akmayı
Yani sen olmayı
Bunları sevdim işte…

Ben seni sevdim mi bilemiyorsun
Ilık soluğunu sevdim soğuk tenimi yakan,
Cümle renkleri sevdim sende 
Beyazı, yeşili sarıyı,
Yoğun sevgi yaşantımızı,
Sevdânın, sevginin kendisi olmamızı
Sevdim sende.

Ben seni sevdim mi bilemedin
Ama seni büyültmeyi sevdim 
İçimde isyanlar dilimde dualar gibi
Sesin geldi bana sevdaya çağrı
Dönülmez iklimlerden
El sallatmasını öğrettin 
Yürekte ki hürrüyetten
Kollarımda ki yerini sevdim.

Sevdim işte en gerçekten
Dünyamı dolduran ruhunu
Etrafımda gezinen yumuşak gölgeni
Sabahları güneşim olmanı
Geceleri ay şavkı yüreğime vuran
Ama seni sevdiğimi bilemedin ki
Fakat en çok ta sende,
Kendimi buldum
Ve yine sende kendimi sever oldum
Sevmeyi bilenler gibi sevdim
Sevdim sevdim ve yine sevdim
Kısaca sende ben
Sevmeyi sevdim belli ki…

Ayser Özbakır.